Halk TV’nin İstanbul’daki binasına düzenlenen polis baskını, kanalın yayınının durdurulması ve kayyım atanmasına yönelik tepkiler sürüyor.
Açıklamalarda, Halk TV’ye yönelik operasyonun Ekrem İmamoğlu’nun İBB davasında savunma yapacağı gün gerçekleşmesine de dikkat çekildi.
İktidarın muhalif medyayı ve toplumsal muhalefeti baskı altına almaya çalıştığı savunulurken, mücadeleyi büyütme çağrıları öne çıktı.
SOL PARTİ: “GÜN DAYANIŞMA, BİRLİK, MÜCADELE GÜNÜ”
SOL Parti, Halk TV ile dayanışma içinde olduklarını belirterek müdahalenin muhalefet alanını daraltmaya yönelik olduğunu savundu. Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Halkın haber alma hakkı için Halk TV ile omuz omuzayız. Tüm muhalefet zeminlerini dağıtmak için harekete geçen iktidarın son adımı, HALK TV’nin kapatılması oldu. Çökmeye mahkum iktidarlarını ayakta tutabilmek için ülkeyi, seçimlerin de fiilen ortadan kaldırıldığı bir rejime dönüşmeye zorluyorlar.
Açık ki devletin tüm baskı gücünü ve imkânlarını muhalefeti susturmak için seferber eden bir iktidara son vermek, sadece seçimi bekleyerek başarılamaz. Bütün halk güçleri, toplumsal mücadele inisiyatifleri… Gençler, kadınlar, işçiler, köylüler, tüm emekçiler… Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler, tüm ezilenler… Birleşerek her alanda dayanışma ve birlik için mücadele etmek zorundayız. Gün dayanışma, gün birlik, gün mücadele günüdür.”
TİP: “ÖZGÜR BASIN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halk TV’ye kayyım atanmasını ve binaya polis zoruyla girilmesini eleştirdi. Açıklamada, gazetecilere yönelik baskıların halkın haber alma hakkını hedef aldığı savunularak şu ifadeler kullanıldı:
“Sabah saatlerinde Halk TV’ye kayyum atanarak polis zoruyla girilmesi, Saray’ın medyayı şiddetle abluka altına alma girişiminin ürünüdür. Gazeteciler tehdit edilerek, gözaltına alınarak, cezalandırılarak halkın haber alma hakkına darbe yapılmaktadır. Bu darbeyi ve muhalefete dönük düşmanca saldırıları kınıyoruz. Özgür basın mücadelemizi sürdüreceğiz.”
EMEP: “HALKIN HABER ALMA HAKKI GASPEDİLİYOR”
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Halk TV’ye yönelik operasyonun zamanlamasına dikkat çekti. Aslan, açıklamasında fon krizini, Tele 1’e yönelik kayyım uygulamasını ve basın kuruluşlarına dönük diğer müdahaleleri hatırlatarak iktidarın halkın haber alma hakkını engellediğini savundu.
Aslan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu sabaha ülkeyi soluksuz bırakıp teslim almaya heveslenen Saray rejiminin yeni bir saldırısı ile uyandık. Telaşla fon vurgununun üzerini örtmeye çalışan Saray rejimi İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapacağı günün sabahında bu kez Halk TV’ye kayyım operasyonu düzenledi.
Fon vurguncularının açığa çıkarılmasını isteyen gazetecileri tutuklayan, Tele 1’e kayyım atayan, T24’ü kapatan, Evrensel’in de aralarında bulunduğu pek çok basın kurumunun sosyal medya hesaplarına erişim engeli getiren Saray rejimi basın özgürlüğünü boğduğu gibi halkın haber alma hakkını da gasbetmektedir.
Bu saldırılarla iktidar parçası olduğu suçları halkın gözünden kaçırmaya çalışırken demokrasi, özgürlük ve adalet isteyen emekçileri de zapturapt altına almak istemektedir.”
TKP: “AKP KONTROLÜ KAYBETMEKTEDİR”
Türkiye Komünist Partisi (TKP), Halk TV’ye yönelik müdahaleyi iktidarın iç ve dış politikadaki uygulamalarıyla birlikte değerlendirdi. Açıklamada, kayyım kararının halkın haber alma özgürlüğüne yönelik bir operasyon olmanın ötesinde toplumsal baskıyı artıran bir adım olduğu öne sürüldü.
TKP, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“İktidarın belediye operasyonlarına, siyasetçi transferlerine, fon soygununa, Yemen’de ABD ve İsrail çıkarları için savaş hazırlıklarına bu sabah muhalif medyayı susturmaya yönelik yeni bir hamlesi eklendi. Halk TV’ye atanan kayyum iç ve dış politikada süren çaresizliğin son göstergesidir. AKP kontrolü kaybetmektedir.
Mesele sadece halkın haber alma özgürlüğüne yönelik bir operasyon değil, içerde ve dışarda kontrolü kaybeden iktidarın halkımız için oluşturduğu büyük tehdittir. Ne baskı ve sansür mekanizmalarınız ne de yanı başınızda yarattığınız medya imparatorluğu toplumu susturmaya yetecek.”
HKP: “HALK TV EMEKÇİLERİNİN YANINDAYIZ”
Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), açıklamasında iktidara yönelik eleştirilerini dile getirerek Halk TV çalışanlarıyla dayanışma içinde olduklarını bildirdi.
HKP, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Her zaman ifade ettiğimiz gibi halkımızın kanını kurutan, mevcut anayasa ve yasaları ayaklar altına alan bu vatan ve millet düşmanı iktidardan kurtulmadığımız sürece, halkımızın rahat bir nefes alabilmesi olası değildir.
İşte bu nedenle devrimcilerin, demokratların, ilericilerin öncelikli görevi ABD emperyalist haydut devletinin himayesinde Türkiye’de kurdukları diktatörlüğü günden güne tahkim etmeye çalışan AKP’giller iktidarına son vermek için mücadeleyi büyütmektir. Halkın Kurtuluş Partisi olarak Halk TV’nin ve Halk TV emekçilerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.”
KESK: “TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAYI HEDEFLİYOR”
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Halk TV’ye yönelik müdahalenin birbirinden bağımsız gelişmeler olarak ele alınamayacağını savundu. Açıklamada, şu değerlendirmeye yer verildi:
“Bu saldırılar birbirinden bağımsız değil; tek merkezden yürütülen, toplumsal muhalefeti susturmayı, halkın iradesini gasbetmeyi ve haber alma hakkını ortadan kaldırmayı, demokrasinin asgari kurum ve kurallarını ortadan kaldırarak otoriter tek adam rejimini kalıcı hale getirmeyi hedefleyen politikanın parçalarıdır.”
İHD: “DEMOKRATİKLEŞME İRADESİNİN İNANDIRICILIĞI ZEDELENİYOR”
İnsan Hakları Derneği (İHD) ise açıklamasında basın özgürlüğü ile demokratikleşme arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Eleştirel seslerin susturulmasının barış ve demokratikleşme süreçlerine zarar verdiğini belirten İHD, operasyonun fon krizinin tartışıldığı döneme denk gelmesini de sorguladı.
İHD’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Bir taraftan barış ve demokratikleşmeden söz edilirken diğer taraftan eleştirel seslerin susturulması, barışın toplumsallaşmasını engellemektedir. Özgür basının baskı altına alındığı bir ortamda demokratikleşme iradesinin inandırıcılığı da zedelenmektedir. Operasyonun fon dolandırıcılığının yoğun tartışıldığı bir döneme denk gelmesi de düşündürücüdür.”